TLA 101 FIZYOLOJI - PowerPoint PPT Presentation

Loading...

PPT – TLA 101 FIZYOLOJI PowerPoint presentation | free to download - id: 78b52e-N2Y4Y



Loading


The Adobe Flash plugin is needed to view this content

Get the plugin now

View by Category
About This Presentation
Title:

TLA 101 FIZYOLOJI

Description:

Title: H CRE Author: AL KILI Last modified by: MELTEM ERDEM Created Date: 9/17/2012 7:32:57 AM Document presentation format: Ekran G sterisi (4:3) – PowerPoint PPT presentation

Number of Views:198
Avg rating:3.0/5.0
Slides: 154
Provided by: ALIK153
Category:
Tags: fizyoloji | tla | hormon | sistem

less

Write a Comment
User Comments (0)
Transcript and Presenter's Notes

Title: TLA 101 FIZYOLOJI


1
TLA 101 FIZYOLOJI
2
Hafta Konular
  • 1 Fizyolojide temel kavram ve terimleri
  • 2 Hücre ve Organelleri, Fonksiyonlari
  • 3 Homeostasis, Negatif ve Pozitif Feedback, Vücut
    Sivi Bölükleri
  • 4 Solunum Mekanigi
  • 5 Kanda oksijen ve karbondioksitin tasinmasi ve
    fonksiyonlari
  • 6 Kalbin fonksiyonlari
  • 7 Kan ve lenf dolasimi
  • 8 Kan ve sivi- elektrolitler
  • 9 Santral sinir sistemi
  • 10 Periferik sistemi Powerpoint Sunu
  • 11 Endokrin sistem
  • 12 Bosaltim sistemi
  • 13 Sindirim sistemi
  • 14 Duyu Organlari ve Fonksiyonlari

3
FIZYOLOJIYE GIRIS
  • I. FIZYOLOJININ TARIHÇESI ve KAVRAMLAR A. Kisa
    Tarihçe
  • XVIII. yüzyilda HALLER (Albrecht Von) tarafindan
    ayri bir bilim dali olarak tanimlanmistir. Ama
    Ilk ortaya çikisi XVI. yüzyila dayanir.
    Bu yüzyilda, ayni zamanda gök bilimci ve
    matematikçi de olan Fransiz hekim Jean FERNEL,
    fizyoloji alaninda çalismalar yapmis ve onu
    tanitmistir.

4
  • XVII. yüzyilda yasamis olan Ingiliz hekim
    William HARVEY, kendisinden önce elde edilen
    bölük pörçük verileri tamamlayarak büyük ve küçük
    kan dolasimini bulmustur. Bu, fizyoloji biliminin
    ilk basamaklarindan biridir. Yayimladigi kitapta,
    kan dolasimi merkezinin eskilerin iddia ettigi
    gibi karaciger degil, kalp oldugunu ortaya
    koyarak kalbin gerçek görevini ortaya çikarmistir.

5
  • XIX. yüzyilda Fransa'da FLOURENS, MAGENDIE ve
    Claude BERNARDin, Almanya'da LUDWIG'in
    öncülügünde büyük ilerlemeler saglanmistir.
  • Ülkemizde fizyoloji egitimi ve ögretiminde Ilk
    bilim adami, Fransa'da Claude BERNARD'la beraber
    çalismis olan Dr. Mehmet Sakir Pasa'dir.
    Kitabinda sun'î solunumdan kan basincina kadar
    birçok konuda bilgiler yer almaktadir.

6
  • Cumhuriyet ilân edildigi zaman, ülkemizde sadece
    bir tip fakültesi (istanbul Darülfünunu Tip
    Fakültesi) vardi. Bu fakültede bulunan fizyoloji
    kürsüsünün basinda da Prof. Dr. Kemal Cenap
    BERKSOY bulunuyordu. BERKSOY, ögrenciler için
    fizyoloji ders kitaplari yayimladigi gibi,
    özellikle o siralarda yeni baslayan hormon
    arastirmalarina katilarak sekretin ve adrenalin
    hormonlariyla, hif sinir demetine ait bulgularini
    yabanci tip dergilerinde yayimliyordu.

7
  • 1933'te yapilan üniversite reformunda kürsünün
    basina Ord. Prof. Dr. Hans WINTERSTEIN (Alman
    asilli olup sonradan Türk vatandasligina
    geçmistir.) getirildi.

8
  • Ayrica bir beserî fizyoloji kürsüsü kurularak
    BERKSOY'un yönetimine verildi. 1946 yilinda
    BERKSOY emekliye ayrilinca iki kürsü
    birlestirildi.

9
  • Fizyoloji kürsüsünü 20 yil yöneterek fizyoloji
    ögretimine ve arastirma çalismalarina önem veren,
    bu süre içinde yanindaki asistan ve doçentlerin
    yetismesini saglayan WINTERSTEIN, kurdugu tepkime
    teorisiyle solunumu düzenleme tekniginin
    temellerini de atmistir. Bu dönemin basinda
    kürsüde doçent olarak Dr. Sadi IRMAK, Dr.
    Muzaffer DILEMRE ve Dr. Hayri KALELI
    görevliydiler. Sonralar! bunlara yeni bilim
    adamlari katildi. Bunlardan Dr. Meliha TERZIOGLU
    Cerrahpasa Tip Fakültesinde, Dr. Fikri ÖZER
    Ankara Tip Fakültesinde fizyoloji profesörü
    olarak görev aldilar. Ayrica Prof. Dr. Mehmet
    AKÇAY ve Prof. Dr. Halil DERMAN, bu dönemlerde
    yetismis degerli bilim adanil armuzdandir.

10
  • II. Dünya Savasindan sonra tip fakültelerinin
    sayisi arttikça, fizyoloji hocalarinin ve
    fizyoloji arastirmalarinin sayisi da artti.
    Fizyoloji kürsüleri modern arastirma araçlariyla
    donatildi.

11
H. FIZYOLOJININ TANIMI
  • Fizyoloji terimi, Yunanca physis 'doga ve logos
    'bilim kelimelerinden olusmaktadir.
  • Fizyolojinin degisik tanimlarini yapmak
    mümkündür
  • "Canlilarin hücre, doku ve organlarinin
    görevlerini ve bu görevlerin nasil yerine
    getirildigini inceleyen bilim dalidir."

12
  • "Canli varliklarin organ ve dokularinin
    niteliklerini ve islevlerini inceleyen bil im.
    dalidir.
  • "Organizmanin çalismasini konu edinen bilim
    dalidir.
  • "Vücudun, dolayisiyla organ ve sistemlerin
    görevlerini inceleyen bir bilim dalidir."

13
  • "Canlilarda hücre, doku, organ ve sistemlerin
    görevlerini, aktiviteleri sonucunda ugradiklari
    degisiklikleri, birbirleriyle olan baglantilarini
    ve fonksiyonel iliskilerini arastiran ve
    inceleyen bir bilim dalidir.
  • Fizyoloji, bu tanimlardan da anlasildigi üzere,
    tip bilimlerinin neredeyse tamamiyla ilgilidir ve
    anatomiyle birlikte tip bilimlerinin temelini
    olusturur.

14
III. FIZYOLOJININ ÖNEMI
  • Insan vücudu, mükemmel bir isleyise ve
    organizasyona sahiptir.
  • Bu mükemmel organizmanin isleyisi, en alt
    düzeyde, yani hücre düzeyinde meydana gelen
    birçok kimyasal olayla gerçeklesir

15
  • Vücudumuzu daha basit bir kompleks yapisi olan
    otomobile benzetelim ve bu otomobilin,
    çalismadigini farz edelim.
  • Otomobili onarip çalistirabilmek için bütün
    parçalari ve parçalarin görevlerini bilmek
    gerekir. Bütün bunlar, bize arizanin yeri ve
    nedeni hakkinda bilgi verir. Arizanin yeri ve
    nedeni bilinirse, yapilacak islem de dogru olarak
    tespit edilir ve ariza giderilebilir. Bilmeden
    yapilacak bütün müdahalelerin bosa çikacagi,
    hatta durumu daha da kötüye götürebilecegi
    unutulmamalidir.,

16
  • Fizyoloji, insan vücudunu meydana getiren doku,
    organ ve sistemlerin görevlerini inceleyen
    bilimdir.
  • Buna göre yukarida verdigimiz örnekte otomobilin
    parçalarini bilmeyi anatomi bilimine, bu
    parçalarin görevlerini bilmeyiyse fizyoloji
    bilimine benzetebiliriz. Bu iki bilim dali,
    birbiriyle yakin iliski içerisindedirler ve bu
    anlamda tibbin temelini olusturur.

17
IV. HOMEOSTAZIS
  • Insan vücudundaki bütün organ, sistem ve
    hücreler, mükemmel bir is birligi, uyum ve denge
    içerisinde görev yaparlar.
  • Bu yapilarin böyle ahenkli bir sekilde görev
    yapmasiyla vücutta bir iç denge meydana gelir.
  • Vücudun bu iç dengesine homeostazis denir.
    Homeostazis, bu yapilar tarafindan belli sinirlar
    içerisinde ve degismez bir sekilde tutulmaya
    çalisilir

18
  • Vücudumuz, hücre düzeyinde gerekli ayarlama ve
    degisiklikleri yaparak, yani içten ve distan
    gelen çesitli etkilere karsi gerekli tepkileri
    göstererek bu dengeyi korumaya çalisir.
  • Bu denge korundugu sürece, yani homeostazis
    degismez tutuldugu sürece, hayat sorunsuz olarak
    devam eder. Bunu bir Örnekle açiklayalim
    Vücudumuzun belli bir sicakligi vardir.
    Vücudumuzu olusturan hücrelerin normal
    fonksiyonlarini sürdürebilmeleri için de bu
    sicakligin korunmasi gerekir.

19
  • Hava sicakligi normal oldugu sürece, bu yönden
    bir sorun ortaya çikmaz. Ancak çok soguk bir
    ortamda bulundugumuz zaman, vücut sicakliginin
    dengelenmesi gerekir. Bunun için yüzeyel (deri)
    arterler daraltilir. Böylece, buralara fazla kan
    gitmesi engellenerek sicaklik kaybi önlenir.
    Tersine çok sicak ortamlarda vücut sicakliginin
    düsürülmesini saglamak için yüzeyel arterler
    genisletilir. Bu suretle deri bölgesine daha
    fazla kan gönderilerek, sicakligin deri. yoluyla
    disariya verilmesi saglanir. Bu mekanizma da
    yetmezse terleme olayi devreye girer. Bununla,
    sicakligin buharlasma yoluyla azaltilmasi
    saglanir. Bu örnekte de görüldügü gibi vücudumuz,
    içten ve distan kaynaklanan bu gibi etkilere
    karsi gerekli cevabi vererek homeostazisi
    korumaya çalismaktadir.

20
  • Fizyoloji bilimi sistem, organ ve hücrelerin
    görevlerini inceleyen bir bilim dalidir. Böyle
    olmasi nedeniyle de tüm saglik personeli
    tarafindan bilinmesi ve ögrenilmesi gereken
    konulari kapsamaktadir.

21
HÜCRE
  • I. GIRIS
  • Yasayan tüm (yüksek) canlilar, milyonlarca
    hücrenin bir araya gelmesiyle olusmustur. Bir
    binanin tuglalari gibi, canlilarin vücutlari da
    hücrelerle örülmüstür. Insanlar, hayvanlar ve
    bitkilerin yapisi buna Örnek olarak
    gösterilebilir. Bakteriler ve bazi parazitlerse
    tek bir hücreden olusmus ilkel canlilardir. Demek
    ki hücre, canliligin tüm karakteristik
    özelliklerini gösterebilen en küçük birimdir.
    Temelde, tüm hücreler benzer özellikler
    gösterirler.

22
  • Varligi ilk defa 1665 yilinda Robert HOOKE
    tarafindan tespit edilen ve cellula
    (odacikhücre) olarak adlandirilan hücre, ancak
    mikroskop yardimiyla görülebilmektedir.
    Organellerinin görülebilmesi için elektron
    mikroskobu gereklidir Insan vücudunda
    trilyonlarca (yaklasik olarak 75 trilyon) hücre
    vardir. Bu sayinin yaklasik 1/3'ünü eritrositler
    olusturur.

23
  • Hücreler, yapi ve görevleri bakimindan büyük
    farkliliklar gösterir. Insan vücudunun en küçük
    hücreleri, 2-4 mikron (fim) çapindaki
    trombositler ve mikrogliya hücreleridir. Buna
    karsilik, en büyük hücreyse disaridan hiçbir
    müdahaleye gerek kalmaksizin çiplak gözle
    görülebilen, 120 \im çapindaki yumurta hücresidir
    (ovum). Hücrelerin boylan da çaplan gibi büyük
    farkliliklar gösterir. Bazi hücrelerin boylan
    birkaç mikronken, sinir hücrelerinin boylari,
    uzantilariyla beraber 1 metreyi bulabilmektedir.
    Yapilarinin 70-85'i su, 10-20'si protein, geri
    kalan 5-10'u da lipidler, karbonhidratlar ve
    elektrolitlerdir.

24
  • Hücrelerin sekilleri de farklidir. Olusumuna
    katildiklari doku ve organlarin yapisina göre
    yuvarlak, yassi, ipliksi, igsi, prizmatîk ve küp
    biçiminde olabilirler (1. Sekil).
  • Vücudumuzdaki tüm hücreler belli bir görevde
    uzmanlasmistir. Örnegin hastaliklarla savasmak,
    O2 tasimak, hareketliligi saglamak, çesitli
    biyokimyasal maddeler (protein, kimyasal madde,
    enzimler, hormonlar vb.) üretmek, gida depolamak,
    bir araya gelerek yeni hayatlar olusturmak ve
    böylece insan neslinin devamini saglamak gibi
    görevler yaparlar.

25
1. Sekil- Vücudumuzdaki hücrelerden bazilari
26
II. HÜCRENIN YAPISI
  • Hücreler basitçe hücre zari, ortasinda çekirdek,
    içerisinde çesitli organeller ve bunlar arasinda
    kalan boslugu dolduran sitoplâzmadan olusur.

27
A. Hücre Gövdesi (Sitoplâzma)
  • Sitoplâzma, hücrenin en büyük ve en önemli
    maddesidir. Çekirdek disinda kalan ve hücre
    zariyla çevrili boslugu dolduran tüm olusumlar,
    sitoplâzma kavrami içerisine girer

28
  • Çig yumurta aki kivaminda, renksiz ve saydam bir
    sividir. Yapisinin büyük bir kismi (60-90,
    ortalama 75) su,, geri kalan kismiysa ( 10-40)
    proteinler, sekerler, yaglar (lipid), enzimler,
    hormonlar, iyonlar (Na, K, Cl) ve minerallerden
    olusur. Hücredeki hayatî olaylarin büyük
    çogunlugu, sitoplâzmada ve sitoplâzma
    içerisindeki organellerde gerçeklesir. Bu
    organeller, sitoplâzma içerisinde asili bir
    sekilde dururlar.

29
1. Organeller (Organitler)
  • Hücrelerin, organizmanin canlilik özelligi
    gösteren en küçük birimi oldugunu biliyoruz.
    Sahip olduklari bu özelligi, bünyelerinde bulunan
    çesitli organeller vasitasiyla gösterirler. Genel
    olarak hücrelerde bulunan organelleri söyle
    siralayabiliriz Mitokondri, golgi aygiti,
    endoplâzmik retikulum, ribozom, lizozom,
    sentrozom, peroksizomlar, mikroflaman ve
    mikrotübüller (2. Sekil).

30
2. Sekil- Hücrenin yapisi ve organelleri
31
a. Mitokondri (Mitochondria)
  • Hücrede enerji üretiminin yapildigi, etrafi çift
    zarla çevrili silindirik yapilardir. Gidalarla
    alman yag ve seker, mitokondrilerde son ürün CO2
    ve suya (H2O) kadar yikilarak ATP (adenozin
    trifosfat) sentezlenir. Bundan dolayi bu yapiya
    enerji üretim ve solunum merkezi de denilebilir.

32
  • Mitokondride ATP sentezi aerobik gîikolizis
    (glikozun parçalanmasi), elektron transport ve
    oksidatif fosforilasyon olaylariyla meydana
    gelir. Bu olaylarda 1 mol glikozun oksidasyonu
    sonucu 38 ATP, 1 mol palmitik asitin yakilmasi
    sonucuysa 129 ATP sentezlenir. Sentezlenen bu ATP
    molekülleri, ihtiyaç duyuldugunda kullanilmak
    üzere, gerekli bölgelere (enerji ihtiyacinin çok
    oldugu kaslar, sinirler vb.) sevkedilirler.
    Bundan da anlasildigi gibi, enerjiye daha fazla
    ihtiyaç duyan hücrelerde mitokondri sayisi daha
    fazladir.

33
b. Golgi Aygiti
  • Adini, Italyan hekim ve bilim adami Camillo
    GOLGI'den alir. Beyincikteki golgi hücresiyle
    deride ve kas kirislerinde bulunan golgi
    reseptörleriyle karistirilmamalidir.
  • Hücre içerisinde, çekirdegin yakininda ag
    biçiminde topluca bulunan çok sayida kesecikten
    olusmustur. Bütün insan ve hayvan hücrelerinde
    bulunur.

34
  • Özellikle sekresyon (salgilama) yapan hücrelerde
    (süt, ter ve tükürük bezleri vb.) sayilari daha
    fazladir. Ribozomlarda sentezlenen proteinlere
    gerektiginde, golgi aygiti tarafindan . seker ve
    sülfatlar eklenir. Lipoproteinler,
    glikoproteinler, mukopolisakkaritler, bag doku
    maddeleri vb. golgi aygiti tarafindan
    sentezlenir. Bunun disinda, yine hücre içinde
    sentezlenen çesitli hormon ve enzimler de golgi
    aygiti tarafindan, son sekilleri verilip
    paketlenerek hücre disina gönderilir.

35
c. Endoplâzmik Retîkulum (Endoplasmic reticulum,
ER)
  • Hücre zariyla çekirdek arasinda uzanan, zar
    yapisindaki kanallar sisteminden olusmustur. Bu
    sistemin bazi bölgelerinde ribozomlar bulunur. Bu
    bölgelere granüllü endoplâzmik retîkulum (GER)
    denir. Ribozom bulundurmayan bölgeleri neyse düz
    endoplâzmik retîkulum adi verilir. GER'de protein
    sentezi yapilirken, Düz ER'de, -ki bunlar steroit
    üreten hücrelerde daha çok bulunur- çesitli
    steroit hormon ve yaglarin sentezi yapilir.

36
ç. Ribozom (Ribosome)
  • Hücrenin en küçük organelidir. Salgi, sinir ve
    karaciger hücrelerinde daha çok bulunur. Protein
    sentezinde görevli yapilardir. Endoplâzmik
    retikulum üzerinde ya da sitoplâzmada serbest
    hâlde bulunurlar. Ribozomlarda sedimantasyon
    (çökme) kat sayisi 80 S'dir ve 60 S ve 40 Slik
    iki ayri parçaya ayrilabilir. Yapisi, RNA
    (ribozomal RNA) ve proteinlerden olusmustur.

37
d. Lizozom (Lysosome)
  • Eritrositler disinda, canli hücrelerin tümünde
    bulunur Özellikle makrofaj, çok çekirdekli
    Lökosit ve karaciger hücrelerinde sayilan daha
    fazladir. Yuvarlak ve zarla çevrili bir yapiya
    sahip olup, içlerinde çesitli enzimleri
    barindirirlar. Hücrenin sindirim görevini
    yürütür.
  • Lizozomlar, hücre sindirimi için ve disaridan
    hücreye alman bakteri, antijen, yabanci protein
    vb. maddelerin etkisiz hâle getirilmesinde ve
    parçalanmasinda rol oynarlar. Lizozomlar
    içlerinde ribonükleaz, deoksiribonükleaz, asit
    fosfataz, 3 galaksidaz gibi enzimler ihtiva eder.

38
  • Lizozomlar. etkilerini 4 sekilde gösterir
  • Yabanci partiküllerin sindirimi,
  • Otophagy (otofaji) Hücrenin ise yaramayan kendi
    organellerinin yine kendisi tarafindan ortadan
    kaldirilmasi,
  • Otolysis (otolizis) Zamanla yaslanan ya da içi
    partikülle dolan lizozomlarm parçalanip
    içeriginin hücre içine bosalmasi, bunun sonucunda
    da bulundugu hücreyi parçalamasi,
  • Thyroglobulinden ? tyroksin sentezi yapmak Bu
    gibi bazi hormonlarin, lizozomlar tarafindan
    sentezlenmesi

39
e. Sentrozom (Centrosome)
  • Hücrede çekirdek yakinma yerlesmis, içerisinde
    bir ya da iki adet sentriol ihtiva eden küçük
    yuvarlak organellerdir. Hücre bölünmesi
    esnasinda, o da ikiye bölünür. Mitoz bölünme
    sirasinda, gelisiminin en üst noktasina ulasir.
    Sonra tekrar küçülür. Hücre bölünmesinde aktif
    role sahip olan sentrioller, mikrotübüllerden
    yapilmistir.

40
f. Peroksizomlar (Peroxysome)
  • Hidrojen peroksit (H2O2) metabolizmasiyla ilgili
    enzimleri tasir. Lizozomlarla benzer özellikler
    göstermelerine ragmen ayri bir organel olarak
    kabul edilmektedir. Birçok hücrenin (karaciger ve
    böbrek hücreleri) bünyesinde bulunur.
  • Endoplâzmik retikulumla (ER) aralarinda siki bir
    iliski vardir. Peroksizomlar, sanki ER'nin
    genisleyip bir kese yapmasiyla olusmus gibidir.
    Membrani, tek katli olup ER membraninin devami
    gibidir. H202'yi parçalayan katalaz enzimini
    tasirlar. H2O2, hücre için toksik bir maddedir.
    Katalaz enzimiyle H20'ya (su) ve 02'ye
    dönüstürülerek etkisiz hâle getirilir

41
  • Karaciger ve böbrek peroksizomlari, nükleik
    asitlerin yapisinda bulunan pürinlerîn (adenin,
    guanin) parçalanmasinda görevlidir.

42
g. Mikroflaman ve Mikrotübüller
  • Mikroflaman 1 ara (microflaman) en iyi Örnek kas
    hücrelerinde bulunan aktin ve miyozindir. Aktin,
    miyozine göre daha çok bulunur.
  • Mikrotübüller (microtubul), hücrenin iskeleti
    görevi görürler. ATP enerjisi kullanarak bazi
    organellerin tasinmasinda (mitokondri,
    veziküllerin vb.) görev alirlar. Hücrenin
    seklinin korunmasinda ve hücre bölünmesinde de
    görevlidirler. Bugün, hücre zari Içerisindeki
    proteinlerin hareketlerinin de mikrotübüller
    vasitasiyla oldugu düsünülmektedir.

43
2. Cansiz Maddeler
  • Sitoplâzma içerisindeki yapilari organeller,
    inklüzyonlar ve diger komponentler olarak
    smiflandirabiliriz. Organeller, bir zarla
    çevrilidir. Hücredeki metabolik olaylara dogrudan
    katilirlar. Endoplâzmik retikulum, golgi aygiti,
    mitokondri ve lizozom bu yapilara örnektir.
  • Inklüzyonlar hücrenin geçici komponentleridir.
    Her hücrede bulunmayabilirler. Bunlarin dis
    kisimlari bir zarla çevrili olabildigi gibi
    zarsiz da olabilir. Pigmentler, lipidler,
    karbonhidratlar, elektrolitler ve salgi
    tanecikleri bu gruba girer.

44
  • Diger komponentlerin etraflari bir zarla çevrili
    degildir. Farkli yapi ve fonksiyonlari vardir.
    Sentriol, mikrotübül ve mikroflaman bu gruba
    girer.
  • Hücre içindeki bu olusumlar içerisinde canli
    olanlar organellerdir. Cansiz olusumlarsa
    kofullar, su, elektrolitler (anyon ve katyonlar),
    yedek besinler, atik maddeler, salgi tanecikleri,
    pigment tanecikleri vb.dir.

45
3. Hücre Içi Sivi
  • Hücrede sitoplâzma ve çekirdek içerisinde sivi
    bulunur. Her ikisi birlikte hücre içi sivi olarak
    adlandirilir. Vücuttaki toplam sivinin 60'im
    hücre içi sivi olusturur. 70 kg agirligindaki bir
    insanda ortalama 28 litre hücre içi sivi vardir.
  • Hücre içi sivi, yüksek yogunlukta potasyum,
    düsük yogunlukta sodyum ve klor ihtiva
    etmektedir. Bu iyonlar, hücredeki elektriksel
    potansiyeli dengelemekle görevlidir.

46
  • Hücredeki metabolik olaylar, tümüyle burada
    gerçeklesir. Miktari normal kosullarda degismez.
    Ancak herhangi bir nedenden dolayi azalma olursa,
    devamli alis veris hâlinde bulundugu interstisyel
    (hücreler arasi sividoku sivisi) sividan bu
    eksiklik karsilanir.

47
B. Hücre Zari ( Plâzmalemma ) 1. Hücre Zari ve
Fonksiyonlari
  • Sitoplâzmayi distan çepeçevre kusatan,
    ekstrasellüler araliktan ayiran ve hücreye
    seklini veren, bir zardir. Çift katli fosfolipid
    molekülleri arasinda düzensiz bir' dagilim
    gösteren protein moleküllerinden olusmustur. Bu
    protein moleküllerinin bir kismi zan boydan boya
    kat eder biçimde (integral veya Intrinsik
    proteinler) ya da zarin iç veya dis yüzüne gömülü
    (periferal,-veya ekstrinsik proteinler) bulunur.
    Çift katli fosfolipid yapiysa fosfat içeren yag
    moleküllerinden yapilmistir.

48
3. Sekil- Hücre zarinin yapisi
49
  • Su, polar maddeler için iyi bir çözücüdür. Polar
    olmayan (apolar) maddeler örnegin yaglar, suda
    çözünemezler. Böyle maddelere, hidrofobik (suyu
    sevmeyen) maddeler denir. Hücre zarinin yapisinda
    bulunan fosfolipidlerde, hem hidrofobik bir kisim
    (lipid) ve hem de hidrofilik (suyu seven) bir
    kisim (fosfat) bulunmaktadir. Bu sekilde hem
    poler hem de apolar grup tasiyan moleküllere
    amfipatik maddeler adi verilir. Böyle maddeler su
    içerisine konulduklarinda, hidrofilik kisimlar
    dista, hidrofobik kisimlar içte olmak üzere bir
    araya toplanarak miçel yapisi olustururlar (4.
    Sekil).

50
  • Hücre zarinin fosfolipid moleküllerinden olusan
    çift katmanli bir yapisi oldugu daha önce
    belirtilmisti. Bu fosfolipid yapinin, suyu seven
    (hidrofilik) bas kismi, zarin iç ve dis kenarinda
    yerlesmisken suyu sevmeyen (hidrofobik) kuyruk
    kismiysa zarin orta kisminda yerlesmistir (3.
    Sekil). Orta kisimda toplanan apolar ve
    hidrofobik kisimlar, aralarindaki suyu disari
    iterler ve bunun sonucunda aralarinda bir çekim
    gücü olusur. Hidrofobik kuyruk kisimlarinin bir
    arada tutunmalarini saglayan bu güce hidrofobik
    çekim gücü adi verilir.

51
  • Hücre zari, gözenekli bir yapida olmasina ragmen
    sitoplâzmanin disariya sizmasina engel olur.
    Seçici-geçirgen yapisiyla sadece küçük
    moleküllerin geçmesine izin verir. Büyük
    moleküllerse ancak fagositoz ya da pinositoz
    yoluyla zari geçebilir.
  • Zarin kalinligi yaklasik olarak 7,5-10 nanometre
    kadardir. Zar kütlesi ise 55 oraninda protein,
    42 oraninda fosfolipid, kolesterol vb. ile 3
    oraninda da karbonhidratlardan olusmustur.

52
4. Sekil- Miçel yapi ve fosfolipid molekülü
53
Hücre zarinin görevleri
  • Hücreye madde giris çikisini kontrol etmek ve
    düzenlemek,
  • Hücreyi dis ortamdan (ekstrasellüler araliktan)
    ayirmak,
  • Sitoplâzmayi, dolayisiyla hücreyi korumak ve iç
    ortami düzenlemek, Hücreye belirli bir sekil
    kazandirmak

54
2. Hücre Zarindan Madde Tasinma Yollari' a. Zar
Geçirgenligi (Permeabilite)
  • Hücre zari, hücrenin dis kismiyla
    (ekstrasellüler sivi) temas hâlinde bulundugu
    bölgedir. Hücreye girecek ve hücreden çikacak,
    maddeler için seçici ve kuvvetli bir set
    olusturur. Besin maddeleri, ancak bu zan geçerek
    hücre Içerisine girerler. Ayni sekilde hücre
    atiklari da ancak bu.zari geçerek hücre disina
    çikabilirler.

55
  • Zarin geçirgenligi, hücreden hücreye ve çesitli
    sartlara göre farkliliklar gösterebilir. Hücrenin
    elektriksel faaliyetlerinde de hücre zari Önemli
    rol oynar. Örnegin, sinir ve kas hücrelerinin
    elektriksel uyarilmalari, hücre zarinin
    karakteristik özellikleri sayesinde olur.
    Dolayisiyla hormon, ilâç vb. maddeler etkilerini
    ancak hücre zan vasitasiyla gösterebilirler.
    Bundan dolayi zar, bazi hormonlarin geçisine izin
    verirken, bazilarina izin vermez.

56
b. Tasima Yollari
  • Hücre zarindan madde tasinma yollan, degisik
    biçimlerde siniflandirilabilir. Örnegin, maddenin
    geçisi esnasinda enerji harcanip harcanmamasi göz
    önüne alinirsa, söyle bir siniflandirma
    yapilabilir
  • Enerji harcanmadan, yani molekülün kendi kinetik
    enerjisi sayesinde gerçeklesen tasinma sistemi
    (pasif tasinma). Örnegin basit difüzyon,
    kolaylastirilmis difüzyon ve ozmoz. Bu yolla
    madde tasinmasi esnasinda hücreler enerji
    harcamazlar. Molekül ve atomlar, kendi
    konsantrasyonlarinin yüksek oldugu taraftan'
    düsük oldugu tarafa, kendi kinetik enerjileri
    sayesinde difüze olurlar (tasinirlar). Bu
    maddeleri zarin bir tarafindan diger tarafina
    yönlendiren en Önemli neden, konsantrasyon
    farkidir.

57
  • Maddenin hücre zarindan tasinmasi sirasinda,
    hücre zarinin aktif olarak rol oynadigi ve enerji
    harcamasinin yapildigi tasinma yolu (hücresel
    enerjiye bagli tasinma sistemi). Örnegin aktif
    tasima ve endositoz-ekzositoz.

58
  • Simdi bu, madde tasinma yollarini teker teker
    inceleyelim

59
1- Tasiyicilar Araciligiyla Tasima
  • Sekerler ve amino asitler poler (kutuplu)
    moleküllerdir. Bunlarin çaplari 8 A'dan büyük
    oldugu için normal yollardan hücre zarini
    geçemezler. Halbuki, bu iki maddenin de hücre
    zarini bolca geçmeleri gerekir. Çünkü, hücrenin
    enerji üretimi ve protein sentezi yapabilmesi
    için bu iki maddeye Ihtiyaci vardir. Öyleyse,
    baska bir mekanizmayla hücre zarini geçmeleri
    gerekmektedir.

60
  • Yapilan deneyler, bu maddelerin zar yüzeyinde
    özel yerlere baglandigim ve zarin dis yüzünden iç
    yüzüne (hücre içine) tasindigini göstermistir. Bu
    tür tasinma sekline tasiyicilar araciligiyla
    tasinma denir. Zira, hücre zarinda bulunan
    tasiyici moleküller, tasimaya aracilik ederler.
    Bu yolla zari geçen maddeler kimyasal
    özgüllükleri, rekabet ve doymusluk yaratma
    özellikleriyle basit difüzyonla geçen maddelerden
    ayrilirlar.

61
1. Tablo- Hücre zarindan madde tasinma
sekillerinin enerji gereksinimine göre
siniflandirilmasi
62
2. Tablo- Hücre zarindan madde tasinma
sekillerinin tasiyici gereksinimine göre
siniflandirilmasi
63
  • Basit difûzyon ve tasiyicilarla
    tasinmayi birbirinden ayiran özellikler

64
1) Özgüllük
  • Tasiyicilarla tasinmada, tasiyicilarin bazi
    kimyasal gruplara özgü olmasi özelligidir.
    Örnegin seker tasiyan sistem, amino asitleri
    tasimaz. Bazi sistemler o kadar özgüldür ki ayni
    atom sayisi ve kimyasal gruplari tasiyan iki
    molekülden birisinin molekül biçiminde küçük bir
    degisiklik olsa, bunu ayirt edebilmekte ve o
    molekülü tasimamaktadir.

65
2) Doymusluk
  • Basit difüzyonda, hücre disinda bulunan ve
    difüzyonla hücre içine girecek olan maddenin
    distaki yogunlugu ne kadar artarsa, hücreye giren
    madde miktari da o kadar artar. Tasiyicilarla
    olan tasinmadaysa maddenin hücreye girisi,
    distaki yogunlugun artmasiyla bir yere kadar
    artar, bir noktadan sonra durur. Buna göre,
    tasima sisteminin bir kapasitesi oldugu
    söylenebilir. Distaki yogunluk, bu tasima
    kapasitesinin üzerindeyse fazlasi tasinmaz. Baska
    bir deyisle tasima sistemi doymustur. Sistemin
    doymasi, hücre yüzeyindeki Özgül baglanma
    yerlerinin tümüyle isgal edilmesi ve sistemin
    maksimum kapasiteyle çalismasi anlamina
    gelmektedir.

66
3) Rekabet
  • Birbirine benzer iki madde, ayni tasiyici
    sistemle tasiniyorsa birbiriyle rekabet eder.
    Örnegin amino asitlerden alanin ve glisin ayni
    tasiyiciyi kullanirlar, yani aralarinda rekabet
    vardir.

67
i. Kolaylastirilmis Difûzyon
  • Bu tasinma sisteminde, bir tasiyici molekül
    (hücre zarindaki protein molekülleri) vardir.
    Buna en güzel örnek, glikozun hücre içine ya da
    disina tasinmasidir. Tasiyici moleküller,
    tasinacak molekülleri her iki yönde de
    tasiyabilirler.
  • Bu sistem, "konsantrasyon farki" etkisiyle
    çalisir. Böyle oldugundan, madde kendi kinetik
    enerjisiyle tasinir. Ayrica disaridan arti bir
    enerjiye ihtiyaç yoktur. Madde yogunlugunun
    yüksek oldugu yerden, düsük oldugu yere dogru bir
    tasinma söz konusudur. Hücre içi ve disinin
    yogunlugu esitlenince, içe ve disa madde
    tasinmasi ayni hizda olur ve hücre içinde
    maddenin yogunlugu degismez (5. Sekil).

68
5. Sekil- Difüzyon ve kolaylastirilmis difüzyon
69
ii. Aktif Tasima (Active Transport)
  • Bu sistemin çalisma mekanizmasi pasif tasinmanin
    tersinedir. Tasinacak molekülün düsük
    konsantrasyondan yüksek konsantrasyona dogru, bir
    tasiyici molekül araciligiyla tasinmasidir. Yokus
    yukari tasinma diye tabir edilen bu sistemde,
    enerjiye ihtiyaç duyulur. Enerji ihtiyaci, ATP
    molekülünden saglanir. Bu sistemde moleküller
    genellikle tek yönde tasinir (6. Sekil).
  • Bazi sistemlerde, tasiyici molekül tasinacak
    maddeyi, her iki yönde de tasiyabilir. Ancak,
    tasiyicinin tasinacak moleküle karsi affinitesi
    (birlesme istegi, meyli) bir tarafta yüksek,
    öteki taraftaysa düsüktür. Tasinmanin bir yöne
    dogru olmasi ve yogunlugun bir tarafta yüksek
    tutulabilmesi için bu sarttir.

70
6. Sekil- Aktif tasima ve ozmoz
71
  • Aktif tasinmaya en önemli örnek, sodyum ve
    potasyum iyonlarinin hücre zan araciligiyla
    tasinmasidir. Sodyum, hücre disinda içerideki
    miktarindan 10 kat fazladir. Potasyumsa, hücre
    içinde disa göre 30-35 kat daha fazladir. Bu
    iyonlarin hücre içinde ve disindaki yogunluk
    farki, aktif tasinmayla muhafaza edilir.
  • Na K pompasi, bu sistemle çalisir. Tasiyici
    molekül, hücre içinden 3 mol sodyumu hücre disina
    tasir. Arkasindan da hücre disindan 2 mol
    potasyumu hücre içine tasir. Tüm bu olaylar için
    1 mol ATP kullanilir.

72
2- Diger Tasima Sekilleri i. Basit Difüzyon
  • Kolaylastirilmis difüzyon gibi, madde
    yogunlugunun yüksek oldugu bölgeden düsük oldugu
    bölgeye dogru tasinmadir. Ancak, aralarinda bir
    fark vardir. Kolaylastirilmis difüzyon olayi, bir
    tasiyici molekül araciligiyla gerçeklesirken
    basit difüzyonda, böyle bir araci maddeye gerek
    duyulmaz. Bir pasif tasinma olan basit difüzyon
    olayi, maddenin daha çok yogun oldugu taraftan,
    daha az yogun oldugu tarafa, enerjiye ihtiyaç
    duymaksizin difüze olmasidir. Örnegin, zan
    kolayca geçebilen bir maddenin hücre içi
    yogunlugu, hücre disina göre daha düsük olsun. Bu
    madde hücre içine dogru difüze olur. Bu geçis,
    hücre içiyle disinin yogunlugu esitleninceye
    kadar devam eder, sonra durur(Bkz.5. Sekil).

73
ü. EndosItoz, Ekzositoz, Pinositoz ve Fagositoz
  • Bir kese (vezikül) yardimiyla bir maddenin hücre
    içine alinmasina endositoz (endocytose), hücre
    disina atilmasinaysa ekzositoz (exocytose) denir.
    Endositoz sirasinda hücre zari, disaridan içeriye
    dogru çukurlasarak içeri alinacak maddenin
    etrafini çepeçevre sarar. Böylece içeriye
    alinacak madde, bir vezikül içine alinmis olur.
    Vezikül bu sekilde sitoplâzmaya geçer. Sonra
    hücre zan tekrar birlesir. Vezikül içine alman
    madde siviysa bu olaya pinositoz
    (pinocytosehücre içmesi) katiysa fagositoz
    (phagocytosehücre yemesi) denir. Bu sekilde
    içeriye alman maddeler kimyasal degisiklige
    ugrar, yani sindirilirler. Proteinler ve nükleik
    asitler gibi iri moleküller bu yolla hücreye
    alinir. Lökositler ve makröfajlarin fagositoz
    yetenekleri vardir.Bu hücreler, bakterileri
    fagosite ederek parçalar.

74
  • Ekzositozla da hücre içindeki atik maddeler,
    endositozun tersi bîr mekanizmayla hücre disina
    gönderilir. Bütün bu olaylar metabolik enerji
    (ATP) harcanarak gerçeklesir (7. Sekil).

75
7. Sekii- Endositoz ve ekzositoz
76
iii. Ozmoz (Osmosis)
  • Iki bölüm arasinda, suya geçirgen, fakat kati
    maddelere geçirgen olmayan bir zar varsa ve
    bölümlerden birisindeki su yogunlugu yüksekse su
    molekülleri yüksek yogunluktan alçak yogunluga
    dogru geçer (Bkz. 6. Sekil). Ozmoz deyimi, pasif
    tasinma kurallari çerçevesinde suyun difüzyonunu
    ifade eder, Ozmoz olayinda, suda çözünen
    maddelerin çok önemli rolü vardir. Bir eriyikteki
    kati madde yogunlugu, o eriyigin ozmolarîtesi
    olarak kabul edilir.1 Eriyigin ozraolaritesi ne
    kadar çoksa suyun yogunlugu o kadar azdir.

77
  • Hücreler, ozmotik bir sistem gibi davranir.
    Zira, hücre, zari daima suya karsi geçirgendir.2
    Su molekülleri çok yogundan az yoguna dogru
    hareket ettikleri için, suyun geçtigi tarafta su
    miktari (volüm) artar. Baslangiçta iki bölüm
    arasinda geçici bir volüm farkliligi olsa bile,
    son volüm iki tarafta da esit olur.
  • Bir ozmol, iyonize ve dissosiye olmayan
    (çözünmeyen) parçaciklarin 1 mol gramina esittir.
    Yani maddenin gram olarak molekül agirliginin o
    molekülün çözeltiye saldigi, serbest hareketli
    taneciklerin sayisina bölünmesiyle saptanir. Buna
    göre 180 gram glikoz (Bu, glikozun mol
    agirligidir.) 1 ozmol glikoza esittir. Çünkü
    glikoz dissosiye olmaz. Böyle bir glikoz eriyigi,
    litrede 1 ozmol yogunlukta glikoz tasir.

78
  • Bununla birlikte eriyikteki bir madde iki iyona
    dissosiye oluyorsa, bu maddenin 1 mol grami 2
    ozmole esittir. Çünkü burada parçacik sayisi
    2'dir. Örnegin 1 mol NaCl eriyigi, litrede 2
    ozmol partikül tasir. Çünkü NaCl iki partiküle,
    Na ve CF'a iyonize olur. Böylece NaCl'nin 1 mol
    grami (58,5 g) 2 ozmole esittir. Bunun gibi bir
    eriyik, 1 mol glikoz ve 1 mol NaCl tasiyorsa bu
    eriyigin ozmolaritesi, litrede 3 ozmol olur. Iki
    ayri eriyigin ozmolar degeri aymysa, su molekül
    yogunlugu da aynidir.

79
  • Bir hücreyi, kendi ozmolar degerine esit bir
    sivi içine (izoozmotik, izotonik sivi) koyarsak,
    hücre içiyle disi arasinda devamli bir alis veris
    vardir. Fakat hücreye giren ve çikan sivi miktari
    birbirine esittir. Yani hücrenin volümü degismez.
    Eger hücre, ozmolaritesi kendisininkinden daha
    düsük bir sivi içine (hipoozraotik, hipotonik
    sivi) konulursa, su molekülleri hücre içine girer
    ve hücre siser. Eger hücre, ozmolaritesi
    kendisininkinden daha yüksek bir sivi içine
    (hiperozmotik, hipertonik sivi) konulursa, su
    molekülleri hücre disina çikar ve hücre küçülerek
    büzülür (8. Sekil).

80
  • Buna göre, bir çözeltinin ozmolaritesi (kati
    madde yogunlugu) hücreninkine esitse, bu
    çözeltiye izotonik çözelti denir. Içerdikleri su
    konsantrasyonu ve çözünmüs parçacik sayisi
    birbirine esittir, 0,9'luk NaCl (serum
    fizyolojik), 5'lik glikoz eriyigi (dextroz) ve
    1,4 sodyumbikarbonat yaklasik olarak izotoniktir.

81
8. Sekil- Farkli çözeltilere konuian hücrenin
ozmotik kurallar Içinde su a!tp vermesi
82
  • Eger çözeltinin ozmolaritesi, hücreninkinden
    daha düsükse, bu çözeltiye hipotonik çözelti
    denir. Hipotonik çözelti, hücreye göre daha az
    çözünmüs parçacik sayisina, ancak daha fazla su
    konsantrasyonuna sahiptir. Izotonik eriyiklerden
    daha düsük konsantrasyona sahip eriyikler
    hipotoniktir.
  • Eger çözeltinin ozmolaritesi, hücreninkinden
    daha yüksekse bu çözeltiye hipertonik çözelti
    denir. Hipertonik çözelti, hücreye göre daha
    fazla çözünmüs parçacik sayisina, ancak daha az
    su konsantrasyonuna sahiptir. Dolayisiyla su
    molekülleri, hipotonik çözeltilerden hipertonik
    çözeltilere dogru hareket ederler. îzotonik
    eriyiklerden daha yüksek konsantrasyona sahip
    eriyikler hipertoniktir (10, 20, 30 Dextroz ve
    3, 5 NaCl hipertonik solüsyonlara örnektir.).

83
  • Karsilastirmali bir Örnek verecek olursak
    (hücreyi yok sayarsak), 10'luk NaCl, 20'lik
    NaCI'ye göre hipotonik, 1'lik NaCI 'ye göreyse
    hipertoniktir (birbirlerine göre).
  • Ozmotik basinç
  • Kati maddeleri geçirmeyen ve sadece suyun
    geçisine izin veren, seçici geçirgen bir
    membranla ayrilmis iki bölüm düsünelim. Bu
    bölümlerden birincisinde sadece su,
    ikincisindeyse NaCl eriyigi bulundugunu
    varsayalim. Normal sartlarda su molekülleri,
    birinci bölümden ikinci bölüme dogru geçmeye
    baslarlar (ozmozla).

84
  • Ikinci bölümden, aradaki membrana dogru (suyun
    geçis yönünün tersine) bir basinç uygulanacak
    olursa, ozmozun yavasladigi hatta bir süre sonra
    durdugu gözlenir. Ozmozu tamamen durdurmak için
    gereken basinca, NaCl eriyiginin ozmotik basinci
    denir.

85
Ozmotik basinçta partiküllerin (parçacik) Önemi
  • Bir eriyikteki parçaciklarin yarattiklari
    ozmotik basinç (iyonun ya da molekülün
    olusturdugu), parçaciklarin kütlelerine degil,
    sivinin birim hacminde bulunan parçacik sayisina
    baglidir. Bunun nedeni, parçaciklarin kütlesi ne
    olursa olsun membrana ayni miktarda basinç
    uygulamalaridir. Yani bütün parçaciklar,
    birbirine esit bir enerjiyle hareket ederler.

86
  • Kütleleri farkli oldugu hâlde esit basinçla
    membrana çarpmalarinin nedeni, büyük kütleli
    parçaciklarin yavas hareket etmeleri, küçük
    kütleli parçaciklarinsa daha hizli hareket
    etmeleridir.
  • Özetle, bir eriyigin ozmotik basincini, o
    eriyikteki parçaciklarin
  • sayisal konsantrasyonu belirler. Parçaciklarin
    kütlesi Önemli degildir,
  • Ozmolarite, eriyigin litresinde bulunan
    ozmoldür. Ozmolsa parçaciklarin sayisal
    konsantrasyonunu ifade etmek için "gram" yerine
    kullanilan bir birimdir. Basit bir deyisle ozmol,
    eriyikteki parçacik sayisini, ozmolariteyse bir
    litre sividaki parçacik yogunlugunu gösterir.

87
3- Diyaliz (Dialysis)
  • Bir zarin bir tarafinda iki veya daha fazla
    eriyik hâlinde kati madde varsa ve bu zar, bu
    maddelerden bazilarinin geçmesine izin veriyorsa
    diyaliz olayi meydana gelir. Zarin geçmesine izin
    verdigi madde, bir tarafta yüksek yogunlukta
    bulunuyorsa, bu madde diger tarafa difüze olur.
    Böylece eriyikten bir kisim madde ayrilmis olur.

88
  • Sun'î böbrekte ayni prensiple çalismaktadir.
    Hastanin kani (her seferinde 500 mi kadar) bir
    dizi diyaliz tüpünden geçirilir. Diyaliz tüpünün
    dis tarafinda, kanda bulunan ve difüze olabilen
    maddeleri ayni yogunlukta tasiyan bir sivi
    vardir. Ancak bu sivida, uzaklastirilmasi istenen
    madde bulundurulmaz. Böyle olunca,
    uzaklastirilmasi istenen maddeler (Örnegin üre),
    difüzyonla dis taraftaki siviya geçer. Kan için
    lüzumlu maddelerse distaki eriyige geçmez.
    Böylece, kan zararli maddelerden temizlenmis olur.

89
4- Filtrasyon
  • Bir zarin iki tarafi arasinda basinç farki
    varsa, sivi ve erimis maddeler, basincin yüksek
    oldugu taraftan düsük oldugu tarafa geçer. Bu
    olaya filtrasyon (süzülme) adi verilir. Burada
    zar, bir elek gibi is görür ve gözeneklerinin
    büyüklügüne göre madde geçisine izin verir. Madde
    ya da sivinin geçis hizi, basincin büyüklügüyle
    dogru orantilidir.
  • Kilcal damarlardan eriyiklerin damar disina
    çikisi (ekstrasellüler siviya geçisi)
    filtrasyonla olur.

90
3. Hücre Zarinin Dinlenim Potansiyeli
  • Canli hücrelerin membraninda, bir potansiyel
    farki (gerilim) vardir. Bu potansiyel fark, uygun
    metotlarla ölçülebilir. Hücre zarinda dinlenim
    potansiyeli denilen bu olay, hücre türüne göre
    degisiklik gösterir. Hücrelerin etkinlik
    göstermedikleri bir dönemde (örnegin kas
    hücresinin kasilmadigi, salgi hücresinin salgi
    yapmadigi dönem), tespit edilen potansiyel
    farkina dinlenim potansiyeli denir. Hemen hemen
    tüm hücrelerde hücre içi, hücre disina göre
    negatif bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel
    farkinin sebebi, intrasellüler siviyla
    ekstrasellüler sivi arasindaki iyonlarin farkli
    dagilisidir. Hücre zan seçici geçirgen oldugu
    için, hücre içi ve hücre disi sivilarin
    içerdikleri madde konsantrasyonu da farklilik
    göstermektedir. Olusan bu farkin sebebi, Na ,
    Cl" ve K iyonlarindan kaynaklanir. Hücre
    içindeki anyonlarin büyük kismi negatif yüklü
    proteinlerdir.

91
  • Aksiyon potansiyelinden sonra, yani hücrenin
    kendi özel yapisina göre etkinlik gösterip
    (örnegin kas hücresinin kasilmasi vb.) tekrar
    eski hâline dönmesinden sonra, dinlenim
    potansiyeline geçis süreci baslar. Na iyonu,
    aktif tasinmayla devamli hücre disina K iyonuysa
    hücre içine tasinmasiyla zar dinlenim
    potansiyeline geçmis olur. Bu geçis sonucunda
    hücre içindeki K konsantrasyonu, disariya göre
    yaklasik olarak 50 kat artarken Na
    konsantrasyonu, yaklasik olarak 10 kat düser.

92
9. Sekil- Dinlenim potansiyelinde iyon degisimi
93
  • Dinlenim durumundaki hücre zari, Na iyonlari
    için az geçirgendir. Onun için Na
    konsantrasyonunun düsmesi, geriye difüzyonla
    tekrar yükseltilemez. Hücre zan, K için nispeten
    geçirgendir. Büyük konsantrasyon degisikligi
    yüzünden K iyonlari, hücre içinden disina bir
    miktar difüze olabilir. Zar, Cl iyonlari için
    de geçirgendir. Ancak Cl iyonlarinin, bu
    potansiyel degisim üzerine pek fazla etkisi
    olmamaktadir (9. Sekil).

94
4. Aksiyon Potansiyeli
  • Hücrelerde Impuls iletimi hücre zari (membrani)
    ile ilgili bir olaydir. împuls, (kablodaki
    elektrik akimi gibi) membran boyunca iletilir.
  • Hücre membrani, hücre içi siviyla hücre disi
    siviyi birbirinden ayirir. Hücre içi ve hücre
    disi sivinin iyonik yapisi birbirinden çok
    farklidir. Iyonlarin türü ve konsantrasyonundaki
    (yogunlugundaki) farklilik nedeniyle, içerideki
    ve disaridaki elektriksel yük de farklidir.

95
  • Hücrenin iç (intrasellüler) ve dis ortaminda
    (ekstrasellüler), pozitif ve negatif elektrik
    yükü tasiyan iyonlar (Na, K ve (X ) bulunur.
    Kural olarak benzer yükler (- ile - ve ile )
    birbirini iter, farkli yüklerse ( - ile )
    birbirini çeker. Farkli elektrik yüklerinin bir
    araya gelmesi (birbirini çekmesi), elektriksel
    yükle olmaktadir. Elektrik yükleri birbirinden
    ayri tutulursa (ya da ayri tutulmaya çalisilirsa)
    iki ayri nokta arasinda potansiyel fark var
    dernektir. Bu fark yüklerinin birbirini
    çekmeleri, elektriksel bir güç dogurur. Bu güç,
    yükün hareketine (akimina) neden olur ki, buna da
    elektrik akimi denir.

96
  • Hücrelerin iç ve dis ortaminda bulunan Iyonlar,
    elektrik yükünün tasinmasini saglarlar. Ancak
    hücre membrani lipidlerden yapildigi için,
    yapisinda elektrik yükü tasiyan çok az Iyon
    bulundurur. Bu yüzden bunlar elektrik akimi için
    uygun bir ortam olusturmaz.
  • Bu sekliyle hücre membrani, hücrenin içindeki ve
    disindaki elektrik yükleri arasina yerlesmis,
    tecrit edici (iki tarafi birbirinde ayiran) bir
    set olusturur. Bu set, hücre içindeki ve hücre
    disindaki farkli yükleri ( ve - yükleri)
    birbirinden ayirdigi için, içerisiyle disarisi
    arasinda potansiyel fark olusacaktir. Membran
    potansiyeli denilen bu potansiyel fark (için disa
    göre ya da disin içe göre veya -.yüke sahip
    olmasi), bir ucu hücre içine bir ucu hücre disina
    yerlestirilen elektrotlarla ölçülebilir.

97
  • Hücre istirahat (dinlenim) halindeyken, yani
    uyarilmadigi zaman, ölçülen potansiyel farkina
    dinlenim potansiyeli denir. Hücre aktifken
    membran potansiyeli degisir. Bu esnada ölçülen
    potansiyel farkinaysa aksiyon potansiyeli denir.
    Aksiyon potansiyeli, bir sinir veya kastaki
    etkinlik esnasinda meydana gelen elektriksel
    degisikliktir.
  • Aksiyon potansiyelinin devam süresi, sinirlerde
    1 milisaniye (saniyenin binde biri), kaslarda 4
    milisaniye, kalp kasinda ise 200 milisaniye (0,2
    saniye) kadardir.5

98
  • Aksiyon potansiyelinin olus mekanizmasi
  • Hücrede aksiyon ve dinlenim potansiyelinin
    olusmasinda, Na ve K iyonlari rol oynar. Bu
    iyonlarin bulunduklari yerdeki konsantrasyonlari
    ve yer degisiklikleri, bulunduklari yerin
    elektriksel yükünü belirler.
  • Hücre dinlenim durumundayken polarize olmus
    (kutuplasmisbir tarafin negatif diger tarafin
    pozitif olmasi) durumdadir ve bir denge durumu
    söz konusudur. Zira, içerisi negatif (-),
    disarisi pozitif () yük tasimaktadir

99
  • Dinlenim durumundaki iyon dagiliminda K
    içeride, Na disarida bulunur. Bu iyonlarin hücre
    zarim geçisleri, belli kurallar dahilinde
    gerçeklesir. Hücre içi K konsantrasyonu yüksek
    oldugu için hücre disina dogru K, sizdirma
    kanallarindan difüze olurken Na hücre içine
    girer. Fakat sizdirma kanallari nedeniyle
    membranim istirahatte K'a olan geçirgenligi
    Na'a kiyasla çok daha fazladir. Bu nedenle K'un
    pasif disari akisi Na'un pasif hücre içine
    akisindan daha fazladir. Membran hücre içindeki
    anyonlarin çoguna geçirgen olmadigi için (ki
    bunlar negatif yüklü proteinlerdir) K'un disa
    akimi esit oranda anyon akimiyla birlikte olmaz
    ve membran disarisi içeriye göre pozitif olacak
    sekilde polarize bir durumda kalir.6 Dinlenim zar
    potansiyelinin olusmasinda diger önemli faktörse
    NaK ATPaz pompasidir. Bu pompayla hücre disina
    3 Na, hücre içineyse 2 K aktif olarak tasinir.

100
10. Sekil- Aksiyon potansiyelinde iyon ve
elektriksel yük degisimi
101
  • Hücre etkinlik gösterdigi sirada, yani aldigi
    uyan sonucunda aksiyon potansiyeli olusmasi
    esnasinda, hücre membraninin Na geçirgenligi 500
    kat artar ve Na hizla içeri girer. Na'nm
    içeriye girmesiyle, denge durumu bozulur ve
    membranin dinîenim dönemindeki potansiyeli
    degiserek pozitif degere ulasir. Nanin içeriye
    girmesiyle polarIze durum bozulur. Membran
    potansiyelinin pozitif degere ulastigi bu döneme,
    depolarizasyon dönemi adi verilir. Depolarizasyon
    döneminde iyon dagilimi degisir. Na iyonlarinin
    hücre içine girmesiyle, hücre içinde Na ve K
    iyonlari bulunur. Bunun sonucunda elektriksel yük
    durumu da degisir ve hücre içi pozitif degere,
    hücre disiysa negatif degere ulasir.

102
  • Depolarizasyon döneminden sonra repolarizasyon
    dönemi baslar. Bu dönemde, Na geçisi durdurulur
    ve K geçirgenligi artirilir. Sonuçta K hücre
    disina difüze olur. Içeriye giren Na kadar K
    disariya çikar. Bunun sonucunda iyon dagilimi,
    dinlenim durumundakinin tersine döner. Yani K
    disarida, Na ise içeridedir. Iyon dagilimi ters
    olmasina ragmen, elektriksel yük durumu dinlenim
    potansiyeli degerini kazanir. Bir baska deyisle
    hücre içi negatif, hücre disi pozitif olur.
    Repolarizasyon dönemi böylece tamamlanir. Buraya
    kadar meydana gelen olaylar (depolarizasyon ve
    repolarizasyon), enerji, sarfi gerektirmez.

103
  • Bundan sonra hücrenin eski durumuna (dinlenim
    potansiyeline) dönüs süreci baslar. Na'nin
    tekrar hücre disina çikmasi ve K,nin hücre içine
    girmesiyle, hem iyonik dagilim hem de elektriksel
    yük dagilimi bakimindan dinlenim potansiyeline
    geçilmis olur. Na disarida, K içeride olmak
    üzere hücre içi negatif, hücre disiysa, pozitif
    deger tasir. Nanin disari çikmasi ve Knin
    içeri girmesi, sodyum-potasyum pompa sistemi
    sayesinde olur. Bu sistemin çalismasi için
    metabolik enerjiye ihtiyaç duyulur. Hücre
    dinlenim durumuna geçtikten sonra, tekrar
    uyarilmaya hazirdir (10. Sekil).

104
  • Görülüyor ki, yaptigimiz en basit hareketlerde
    bile milisaniyeler içerisinde, hücrelerde
    moleküler düzeyde, birçok karmasik fakat muazzam
    biyokimyasal olay cereyan etmektedir. Farkina
    bile varamadigimiz bu olaylarin sayesinde, hayatî
    organlarimiz çalisir ve istedigimiz hareketleri
    yapabiliriz, kisacasi yasamimizi sürdürebiliriz.

105
C. Çekirdek (Nucleus)
  • Bölünme yetenegine sahip olan hücrelerde
    bulunur. Genellikle hücrenin orta kisminda
    yerlesmistir. Sekli yuvarlak, elips ya da
    dikdörtgen seklinde olabilir. Hücrelerden
    bazilari bir veya birden çok çekirdege sahip
    olabilirken, bazilarinda hiç çekirdek bulunmaz.
    Örnegin eritrositlerin çekirdegi yoktur. Bununla
    birlikte normal lökositlerde bir, karaciger
    hücreleri ve kemik iliginin polikaryositlerindeyse
    birden fazla çekirdek bulunabilmektedir.

106
  • Sitoplâzmadan çift katli bir zarla (çekirdek
    zan) ayrilmistir. Bu zarin Iç kismini dolduran
    sitoplâzmaya benzer siviya nükleoplâzma denir.
    Bazen üzerinde çok küçük gözenekler bulunur.
    Endoplazmik retikuluma baglantili ve sanki devami
    gibidir. Içerisinde bir ya da birden fazla
    çekirdekçik bulunur.
  • Çekirdegin en önemli özelligi bir kontrol
    merkezi gibi görev yapmasidir. Bünyesinde iki
    çesit nükleik asit bulundurur. Bunlardan
    birincisi çekirdekçiklerde bulunan RNA'
    (ribonükleik asit), ikincisiyse, DNA
    (deoksiribonükleik asit)'dir. DNA molekülleri,
    nesilden nesile aktarilan genetik sifreyi tasir
    ve kromozomlarin yapisini olusturur

107
Çekirdekçik (Nucleolus)
  • Hücre çekirdeginde bulunan küçük, yuvarlak
    yapilardir. Sayilan bir ila yüz arasinda
    olabilir. Bazen de hiç bulunmaz. Elektron
    mikroskobunda kalin iplikli bir yumak seklinde
    görülür, Içlerinde DNA bulunmaz. Esas yapilarini
    RNA olusturur.

108
Kromozom (Chromosome)
  • Kalitsal Özellikleri belirleyen genleri
    tasirlar. Belli sayida, degisik sekillerde ve
    uzun DNA zincirinin kendi üzerinde düzensiz bir
    sekilde sarilmasiyla olusmus genetik yapilardir.
    Kromozomlar, ancak hücre bölünmesi sirasinda
    (mitoz) belirlenebilir. Çünkü hücre dinlenme
    halindeyken (enterfaz) açik olduklarindan teker
    teker belirlenemezler. Organizmada, çekirdeksiz
    eritrositler disindaki bütün hücrelerde kromozom
    bulunur(11.,Sekil).

109
11. Sekil- Insandaki kromozomlar
110
  • Yalniz hücre bölünmesi sirasinda, özellikle
    metafaz evresinde tespit edilebilen kromozomlarin
    uzunluklari 5.-15 fim arasinda degisir. Üzerinde,
    yeri kromozomdan kromozoma degisen ve sentromer
    denilen bir bogum vardir.
  • Kromozomlarin sayisi insanlarda 23 çifttir (46
    adet2N). Bunun 22 çifti bedenî (otozomal), bir
    çiftiyse cinsiyet (gonozomal) kromozomudur.
    Cinsiyet kromozomu (seks kromozomu), kadinlarda
    XX seklinde, erkeklerdeyse XY seklindedir.
    Cinsiyete göre beden hücrelerinde, bu cinsiyet
    kromozomlarinin her ikisi de (XX ya da XY olarak)
    bulunur. Ancak, gametlerde (sperma ve ovum)
    yalniz bir tanesi (X ya da Y olarak) bulunur.
    Yani spermalardan bir kismi X kromozomu tasirken,
    digerleri Y kromozomu tasir. Bununla beraber
    ovum, her zaman X kromozomu tasir.

111
  • Erkek cinsiyet hücresinin (sperma hücresi) kadin
    cinsiyet hücresi (ovum) ile birlesmesine döllenme
    denir. Çocugun cinsiyetinin belirlenmesinde,
    erkek sperma hücresinden gelecek olan kromozom
    çesidinin önemi büyüktür. Söyle ki, ovumda sadece
    X kromozomu oldugunu biliyoruz. Döllenme
    esnasinda bu X kromozomunun yanina, sperma
    hücresinden X kromozomu gelirse, çocugun
    cinsiyeti kiz (XX) Y kromozomu gelirse, çocugun
    cinsiyeti erkek (XY) olur.

112
DNA (Deoksiribonükleik asit)
  • DNA molekülü uzun, Ince, çift iplikçikli ve
    kendi etrafinda kivrilan bir merdiven ya da
    spiral (sarmal) görünümündedir. Etrafi protein
    yapisinda bir kilifla kaplidir. Bu merdivenin
    basamaklariysa dört temel kimyevî maddeden (baz)
    olusur. Bunlar adenin (A), timin (T), guanin (G)
    ve sitozin (C) dir. Bu harfler, DNA'da sifrenin
    yaziliminda kullanilan alfabeyi olusturur.
    Bahsedilen bu 4 bazdan 3 tanesinin tek iplikçik
    üzerinde yan yana gelmesiyle ortaya çikan baz
    üçlüsüne, triplet (kot) adi verilir. Her bir
    triplet, bir amino asidi sifreler. Bu 4 bazin
    üçlü kombinasyonu hesaplandiginda ( 4364 ) 64
    tane kodun meydana geldigi görülür. Bunun anlami
    bu 4 bazla, 64 adet amino asit kodlanabilecektir
    (12. Sekil).

113
  • Bu bazlardan adenin (A) sadece timinle (T)
    guaninse (G) sadece sitozinle (C) birlesir. Bu
    birlesme Hidrojen (H) bagi yardimiyla olur.
    DNA'nin yapisinda bunlar disinda, pentoz sekeri
    (deoksiriboz sekeri) ve fosfat molekülü (fosforik
    asit) de bulunur. AT veya CG'nin pentoz
    sekeriyle yaptiklari birlesiklere nükleosit, bir
    nükleosid molekülünün fosforik asitle birlesmis
    hâline nükleotit adi verilir.

114
  • DNA'nin iki temel görevi vardir
  • a) Genler içinde, anne ve babadan gelen
    kalitimsal (genetik) özellikleri saklamak, b)
    Kendilerinin benzer kopyalarinin üretilmesini
    saglamak

115
12. Sekil- Kromozom ve DNA
116
  • RNA (Ribonükleik asit)
  • Nükleotitlerin art arda yerlesmesiyle olusmus,
    tek bir sarmal zincirden olusan yüksek kütleli
    moleküllerdir. Nükleotit dizisinde seker
    ribozdur, asitli bazlarsa adenin, sitozin, guanin
    ve urasildir. DNA'daki timin'in yerini RNA' da
    urasil almistir.

117
RNA'nin üç çesidi vardir
  • 1) Ribozomal RNA (r-RNA) Hücre sitoplâzmasinda
    bulunan ve protein sentezinden sorumlu olan
    ribozomlarin yapisal ve fonksiyonel bir kismini
    (RNA, türden türe degismekle birlikte,
    ribozomlarin 40 ilâ 60'mi meydana getirir.)
    olusturur. Protein sentezinde rol oynar.

118
  • 2) Messenger RNA (m-RNA) Haberci ya da elçi RNA
    olarak da isimlendirilir. Bir genin kopya
    edildigi RNA çesididir. Yani DNA'da yazili olan
    sifreyi, kendi diline çevirerek kopyalayan
    RNA'dir. DNA'nin iki zincirinden biriyle temasa
    geçerek kotlamayi yapar. Bu kotlamada DNA
    üzerindeki her baza, RNA üzerinde onunla
    eslesebilen bir baz karsilik gelir. Böylece her
    adenine bir urasil her guanine bir sitozin
    karsilik gelir. Bu sekilde kollanmis olan RNA
    molekülü, tipki bir fotografin pozitifi ve
    negatifi gibi kalitim sifresinin karsi tip
    hâlindeki esidir. Bu sifre daha sonra
    ribozomlarda çözülecektir.

119
  • 3) Transfer RNA (t-RNA)'Tasiyici RNA da denir.
    70 ilâ 80 nükleotitli bir moleküldür. Sekli, üç
    yaprakli bir yoncaya benzer. Molekülün iki ucunun
    olusturdugu bir de sap kismi vardir. t-RNA,
    protein sentezi sirasinda, gerekli amino
    asitlerin tasinmasinda rol oynar. Her bir amino
    asidi farkli t-RNA tasir. Sentez esnasinda, bir
    ucuyla tasidigi amino aside, diger ucuyla da
    m-RNA üzerindeki kendine uygun bölgeye baglanir.

120
Gen (Gene)
  • Bir proteini ya da proteinin bir parçasini
    sifreleyen ve böylece, bireye genetik bir özellik
    kazandiran DNA parçasidir. Bir baska deyisle
    özgül bir proteinin sentezinden sorumlu olan DNA
    parçacigidir. Bir gen (sistron) üzerinde,
    protein sentezi için gerekli olan bütün bilgiler
    bulunur. Kromozom üzerinde bulundugu yere lokus
    adi verilir. Genlerin uzunlugu 1.000 ilâ 2.000
    çift nükleotit kadardir. Bununla birlikte
    mikroskopta görülmezler. Bugün insan vücudunda
    yapilan incelemeler sonucunda, 300'den fazla
    genin yeri tespit edilmistir.

121
Protein sentezi
  • Protein, canlilari olusturan hücrelerin yapi
    tasi olan ana maddedir. Tabiattaki bilinen 20
    civarindaki amino asidin, çesitli biçimlerde
    birbirleriyle birlesmesi sonucunda olusur. Amino
    asitlerin bir kismi vücutta sentezlenebilirken,
    bir kismi vücutta sentezlenemez ve mutlaka
    disaridan alinmasi gerekir (elzem amino
    asitler).Protein sentezi kisaca yazilim
    (transkripsiyon), çevirisifrenin okunmasi
    (translasyon) ve protein üretimi asamalarindan
    olusur. DNA'da kayitli olan sifreler, ancak
    desifre edildikleri zaman bir anlam ifade
    ederler.

122
  • Yani bir yemek tarifi gibi, uygulamaya
    konulmadigi zaman bir anlam ifade etmezler. Bir
    yemek tarifi hiçbir zaman yemegin kendisi
    degildir. DNA'lardaki bu sifreler ancak m-RNA'lar
    vasitasiyla sitoplâzmaya çikarilarak desifre
    edilebilirler. Bu sifrelerin, RNA yapisina
    aktarilmasina transkripsiyon denir.
    Transkripsiyonda DNA bir sablon vazifesi
    görürken, m-RNA onun negatif bir kopyasini
    olusturur. m-RNA, sonra çekirdegi terk ederek
    sitoplâzmaya çikar. Sitoplâzmaya çikan sifrenin
    protein sentezinde kullanilmasina da translasyon
    denir. Translasyonda m-RNA'da kayitli olan sifre,
    ribozomlar tarafindan okunur. Ribozom m-RNA
    üzerinde ilerleyerek sifreleri okurken, okunan bu
    sifreye uygun amino asidi tasiyan t-RNA'larin
    getirdikleri amino asitleri sirayla birbirine
    baglayarak protein sentezi yapilmis olur (13.
    Sekil).

123
13. Sekil- Protein sentezi
124
III. HÜCRELERIN ORTAK ÖZELLIKLERI
  • Hayatin temel yapi tasi olan hücre, bir bütün
    olarak vücudun tüm faaliyetlerini
    basitlestirilmis bir sekilde taklit eder. Kendi
    zarindan içeriye gida alir, enzimler
    arayiciligiyla bu gidalari sindirir. Çalismak ve
    isinmak için enerji tüketir. Çogu hücreler,
    atiklarini bosaltma ve kendilerinin bazi küçük
    yaralarini iyilestirme kabiliyetine
    sahiptir.Kimileri yer de degistirebilirler.Vücudun
    ihtiyaci oldugu takdirde, kendi benzerlerini
    üretirler. Ayrica bütün hücreler, canliligin
    tipik ve belirli özelliklerini ortaya koyarlar.
    Buna göre hücreler

125
  • 1) Uyarilabilirler Her bir hücre, dis
    etkenlerle (hormonal, kimyasal, elektriksel,
    termik vb.) ve iç etkenlerle (glikojen yapimi ve
    yikimi vb.) uyarilabilirler.
  • 2) Metabolizma ve enerji degisimi yapabilirler
    Hücreler, O2, basit moleküllü yapi taslari ve
    gida maddeleri alirlar. Bunlari çesitli
    islemlerden geçirirler. CO2, H20 ve metabolizma
    artiklari gibi atiklari disariya verirler.
    Hücrelerin bu özel faaliyetleri enerji
    tüketimiyle ilgilidir.

126
  • 3) Hareket edebilirler Ileri derecede gelismis
    canlilardaki bazi hücreler, yalanci ayaklar
    (uzantilar) olusturarak hareket edebilir. Bu
    uzantilari yardimiyla fagositoz da yapabilirler.
    Bazilari amiboid hareketlerle, bazilari da
    sitoplazmalarindaki dalgalanmalarla yer
    degistirebilirler. Örnegin, sperma hücreleri
    hareketli kuyruklariyla hareket ederler.

127
  • 4) Gelisebilirler Hücrelerin bölünebilmesi
    için, belirli bir gelisme dönemini tamamlamalari
    gerekmektedir. Bu gelisme dönemi hücreden hücreye
    degisiklik gösterir. Hücrelerin ömürleri
    karsilastirildiginda da büyük farkliliklar oldugu
    görülür. Örnegin, bagirsak epitel hücrelerinin
    canlilik süreleri 36-48 saatken eritrositlerin
    (alyuvar) canlilik süreleri 4 aya kadar çikar.
    Sinir hücreleriyse çok daha uzun yillar
    canliliklarini korurlar. Kalp kasi ve sinir
    hücrelerinin yenilenme yetenekleri yoktur. Buna
    karsilik yüzeyel deri hücreleri için, sürekli
    olarak fizyolojik yenilenme (rejenerasyon) söz
    konusudur.

128
  • 5) Çogalabilirler Hücreler, bölünerek
    çogalirlar. Bir canlinin büyüyüp gelismesi de
    onu olusturan hücrelerin bölünerek çogalmasiyla
    olur. Bölünme, sitoplâzma ve çekirdekte beraberce
    gerçeklesir. Bir hücrenin bölünebilmesi için
    yeterli büyüklüge ulasmasi gerekir.

129
IV. HÜCRE BÖLÜNMESI ve ÇOGALMASI
  • Hücreler olgunluga eristiklerinde, bölünerek
    yeni hücreleri olusturur. Her dakika, insan
    vücudunda milyonlarca hücre ölmektedir. Saglikli
    hücreler üreyerek, ölenlerin yerini alacak yeni
    hücreler meydana getirir. Böylece insan vücudunda
    yasayan hücrelerin sayilari üç asagi bes yukari
    sabit kalir. Hücre bölünmesi 1-2 saat içerisinde
    gerçeklesen periyodik bir olaydir. Kanserli
    hücreler diger hücrelere göre daha hizli ve
    kontrolsüz ürer ve tümör olusumuna neden olurlar.

130
  • Canli hücrelerin, nesillerini devam ettirebilmek
    için kendilerine benzer yeni hücreler meydana
    getirmelerine bölünme denir. Bölünme, hücrenin
    hayatim devam ettirmesinin bir geregi olmamakla
    birlikte, büyüme ve gelisme için kaçinilmaz
    hayatî bir olaydir.
  • Hücre bölünmesi amitoz, mitoz ve mayoz olmak
    üzere üç ayri sekilde gerçeklesir. Simdi bunlara
    teker teker göz atalim

131
  • a) Amitoz Bölünme (amitose) Nadir görülen en
    basit hücre bölünme seklidir. Hücrelerin dogrudan
    dogruya ikiye ayrilarak, bogumlanarak ya da
    tomurcuklanarak bölünmesidir. Bölünme çekirdekten
    baslar, sitoplâzmanin bölünmesiyle devam eder.
    Ancak bu bölünmede mitoz ve mayoz bölünmenin
    tersine, çok hücreli organizma ve gamet olusumu
    saglanamaz

132
14. Sekil- Mayoz ve mitoz bölünmede kromozomlarin
durumu
133
  • b) Mitoz Bölünme (mitose) Somatik hücrelerde,
    genellikle büyüme ve gelisme
About PowerShow.com